ADALET OLMADAN NEFES OLMAZ
ADALET OLMADAN NEFES OLMAZ
Maksut Konyar'ın yazısı...
Maksut Konyar'ın yazısı...
Sayın Adalet Bakanım,
Öncelikle yeni görevinizin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Mevla’m size muvaffakiyetler ihsan etsin.
Tüm siyasi ve ideolojik mülahazalardan uzak; okuyan, yazan, ülkesinin dertleriyle dertlenen, Türkiye sevdalısı bir müteşebbis iş insanı olarak ifade etmek isterim ki; ekonomimizin rahatlaması, ülkemizin bekası ve geleceği için oksijen ve su kadar hayati bir meselemiz vardır: Adalet.
Adalet mutlaka ve kesin surette tesis edilmelidir. Çünkü hukuk ve adalet, vazgeçilmezimizdir. Bu alan güçlenmeden Türkiye’ye kalıcı ve nitelikli hiçbir yatırım gelmez. Atılacak her doğru adım, sadece bugünü değil, gelecek nesilleri de inşa eder.
Dikkat edelim; uluslararası ekonomik değerlendirmelerde Türkiye’nin notu son dönemde görece olumlu seyretmesine rağmen dış yatırım akışında arzu edilen artışı göremiyoruz. Uluslararası derecelendirme kuruluşlarının pozitif yansımaları dahi tek başına yeterli olmuyor. Çünkü yatırımcı için temel kriter güven ortamıdır; güvenin temeli ise hukuktur.
Bu durum yalnızca dış yatırımlarla sınırlı değildir. İç piyasada da güven duygusu zedelenirse; Türk Lirası değer kazanamaz, enflasyonist baskı kalıcı şekilde aşılamaz. Oysa adalet, hem içeride hem dışarıda ülkenin ekonomik ve mali meselelerinden, insanlarımızın geçimine ve hayat standartlarına kadar her alanda doğrudan etki eder.
Şeyh Edebali’nin asırlık nasihati bugün de geçerliliğini koruyor:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
Refah, huzur ve mutluluk bireyden başlar; oradan topluma ve devlete yayılır.
Yıllar önce, hukuk nosyonu son derece güçlü ve kıymetli bir yargıç meslektaşınızın aktardığı bir anekdotu paylaşmak isterim. Avrupa’dan gelen bir yargıç heyetiyle yapılan mesleki bir sohbet sırasında Türk yargıç şu soruyu yöneltmiş:
“Ülkenizde yargılamaları nasıl yapıyorsunuz ki kararlarınıza gönüllü olarak riayet ediliyor? Mahkeme kararlarınız neredeyse hiç uluslararası yüksek mahkemelere taşınmıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) dosya sayınız son derece düşük. Bu sonuca hangi kriterlerle ulaşıyorsunuz?”
Zira bizde, iç hukuk yolları tüketilen pek çok dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmakta ve süreç yeniden başlamaktadır.
Avrupalı yargıcın verdiği cevap çarpıcıdır:
“Sayın meslektaşım, biz yargıcız; devlet memuru değiliz. Gerekirse devleti de yargılarız. Bir insan devletle uyuşmazlık yaşar ve konu mahkemeye gelirse; kararımız insanın hakkından yana olur. Zayıfın hakkını devlete karşı koruduğumuzda aslında kamu hakkını da korumuş oluruz. Maaşımızı devlet veriyor diye kendimizi devlet memuru olarak görmeyiz. Biz bağımsız ve tarafsız yargıçlarız.”
Devamında şunu vurgular:
“Bizim için esas olan insanın hakkıdır. Elbette hata payı olabilir; fakat sistem içinde bu hatalar süzgeçten geçer. Nihayetinde adalet tecelli eder. İnsanlar mahkemeden çıktığında, her zaman memnun olmasalar bile adil yargılandıklarına inanırlar. Toplumun vicdanı bu nedenle rahattır.”
İfade özgürlüğüne ilişkin yaklaşımı da dikkat çekicidir:
“Bir düşünce ne kadar uçta olursa olsun, şiddete çağrı içermedikçe ifade özgürlüğü kapsamındadır. Bazen toplumun sinir uçlarına dokunsa dahi hukuk, aykırı fikirleri korur.”
İşte sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmişliğin; dava sonuçlarının uluslararası mahkemelere daha az taşınmasının arkasındaki temel paradigma budur.
Sayın Bakanım,
Temel bir zihniyet ve paradigma değişikliğiyle ülkemizin her alanında gerçek hukukun hâkim olacağına; bunun da Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve kültürel gelişimine, toplumumuzun huzuruna ve yüksek âli menfaatine hizmet edeceğine gönülden inanıyorum.
Bu duygu ve temennilerle Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik eder; memlekete adalet dağıtacağınız bu önemli görevinizde üstün başarılar dilerim.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.