deneme bonusu grandpashabet güncel adres betpark süperbetin giriş betebet bets10 Matadorbet vdcasino tipobet giriş onwin giriş deneme bonusu veren siteler 2023 giriş onwin grandpashabet grandpashabet

Türk kültür tarihine bir ışık: Saraycık Testisi'nde Kutadgu Bilig izleri

Genel 21.01.2026 - 14:32, Güncelleme: 21.01.2026 - 14:32
 

Türk kültür tarihine bir ışık: Saraycık Testisi'nde Kutadgu Bilig izleri

1909’da Kazakistan’daki Saraycık kazısında ortaya çıkarılan ve 13-14. yüzyıllara tarihlenen bir küp, üzerindeki Kutadgu Bilig alıntısıyla Türk kültür tarihine ışık tutuyor. Literatürde 'Saraycık Testisi' de denilen küpün, Türk dili ve sanatı açısından taşıdığı derin anlamları TRT Haber'de.

Kazakistan’ın batısında, bir zamanlar Altın Orda Devleti’nin görkemli şehirlerinden biri olan Saraycık, Türk Dünyası'nın ortak hafızasına ışık tutan eşsiz bir keşfe ev sahipliği yapıyor. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Karakulak, 1909 yılında gün yüzüne çıkarılan ve üzerinde Kutadgu Bilig’den alıntılar bulunan o meşhur küpün, Türk dili ve sanatı açısından taşıdığı derin anlamları TRT Haber’e anlattı. Orta Çağ’ın kültürel düğüm noktası: Saraycık Hazar Denizi’nin kuzeydoğusunda, Ural (Yayık) Nehri kıyısında yer alan Saraycık, Orta Çağ boyunca Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan büyük ticaret ve kültür yollarının en önemli düğüm noktalarından biriydi. Deşt-i Kıpçak bozkır kuşağının batı ucunda konumlanan bu şehir, sadece siyasi bir merkez değil, İslam dünyası ile Türk bozkır toplulukları arasındaki temas ağlarının kavşak sahasıydı. Batu Han tarafından kurulan büyük başkent Saray’ın bir uzantısı ve "küçük sarayı" olarak teşekkül eden Saraycık, zamanla zanaat üretiminin, şehirleşmenin ve yazılı kültürün bozkır coğrafyasına taşındığı seçkin bir merkez hâline geldi. Ünlü gezgin İbn Battûta, 14. yüzyılda bizzat ziyaret ettiği bu şehri, köprülerle bağlanan ve ticari canlılığın yanı sıra derin bir entelektüel hayatın yaşandığı bir merkez olarak tasvir etti. Toprak altından çıkan 24 parçalık sır Doç. Dr. Mesut Karakulak, testinin bulunma hikâyesini şu sözlerle anlattı: Küp, 1909 yılında Saraycık’ta yapılan arkeolojik kazılarda, toprak altından yaklaşık 6-7 metre derinlikten çıkarılmıştı. Arkeologlar, parçalanmış haldeki bu toprak testi parçalarını bir araya getirdiklerinde, üzerinde eski Türkçe yazılar olduğunu fark etmişlerdi. Aslında bu buluntu, 13. veya 14. yüzyılda kullanılmış sıradan bir su testisiydi. Ancak onu paha biçilemez kılan, sıradan bir günlük kullanım eşyası üzerinde Türk-İslam dünyasının klasik bir eserinden alıntıların bulunmasıydı. Literatüre "Saraycık Testisi" olarak geçen bu eser, 24 parçanın titizlikle birleştirilmesiyle yeniden hayat buldu. Testideki hikmet: Aklın güzelliği dil ile dilin güzelliği söz ile... Küpün üzerindeki yazının, Karahanlı Türkçesiyle yazılmış iki beyitten oluştuğunu açıklayan Doç. Dr. Mesut Karakulak, "Bu dil, 11. yüzyılda Karahanlılar döneminde kullanılan edebi Türkçedir. Yazının içeriği ise öğüt verici nitelikte bir şiirdir." dedi. Kutadgu Bilig Alıntısı: İlk beyit, Yusuf Has Hâcib’in 11. yüzyılda yazdığı ünlü eseri Kutadgu Bilig’den birebir alınmıştır. Dizelerde şu hikmetli sözler yer alıyor: "Aklın güzelliği dil ile, dilin güzelliği söz ile; kişinin güzelliği yüz ile, yüzün güzelliği göz iledir." "Bilgi uğruna insan canını bile feda eder" Doç. Dr. Mesut Karakulak, ikinci beyitin de benzer değerde olduğunu ve tasavvufi içeriği nedeniyle Ahmed Yesevî’nin hikmetlerinden biri olabileceğinin düşünüldüğünü söyledi: "İnsanın bir başka güzelliği ise bilgi ve sanattır, bilgi uğruna insan canını bile feda eder" Küpün üzerindeki bu yazılar ilk kez 1910 yılında ünlü Türkolog A. Samoyloviç tarafından okunmuş ve yayımladı. Daha sonra ünlü Türk dili araştırmacısı Reşit Rahmeti Arat, bu dizelerin Kutadgu Bilig’deki bir atasözü olduğunu tescil etti. Doç. Dr. Karakulak, Bu küpün keşfi ve okunmasının coğrafyaları aşan kültürel bir bütünlük olduğunun altını çizdi Bu küpün keşfi ve okunması, Türk Dünyası'nın sanılandan çok daha güçlü bir iletişim ağına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. 11. yüzyılda Karahanlı sahasında doğan edebi mirasın, yüzyıllar sonra ve kilometrelerce ötede, Altın Orda topraklarında bir su testisine işlenecek kadar canlı kalması hayranlık uyandırıcı. Doç. Dr. Mesut Karakulak / Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Bu mirasın sadece saraylarda değil, halkın günlük yaşamında da izlenebilmesinin çarpıcı bir nokta olduğuna işaret eden Karakulak, "Sıradan bir zanaatkârın, halkın kullandığı bir testiye bu edebi sözleri işlemesi, tasavvufî edebiyatın ve değerler dünyasının halka ne kadar mal olduğunun somut bir kanıtı." dedi. "Bu küp bize Türk Dünyası'nın coğrafi mesafeleri aşan ortak değerlerini fısıldıyor" Saraycık küpü, sadece edebiyat değil, sanat tarihi açısından da büyük bir etkileşim ağını aydınlatıyor. Doç. Dr. Mesut Karakulak'ın aktardığına göre, Saraycık kazılarında bulunan seramiklerin işçilik ve süsleme teknikleri, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muharrem Çeken tarafından incelendi ve Konya’daki 13. yüzyıl Selçuklu çini geleneğiyle olan benzerlikleri deşifre edildi. Karakulak, "Geçtiğimiz yıllarda Kazakistan’da düzenlenen sempozyumlarda da vurgulandığı üzere, Orta Çağ Anadolu’su ile Kazakistan coğrafyası arasında ustalar, motifler ve teknikler düzeyinde yoğun bir alışveriş söz konusudur. Selçuklu çinicilik geleneğinin bu bölgeleri beslediği arkeolojik kalıntılarla ispatlanmıştır." dedi.
1909’da Kazakistan’daki Saraycık kazısında ortaya çıkarılan ve 13-14. yüzyıllara tarihlenen bir küp, üzerindeki Kutadgu Bilig alıntısıyla Türk kültür tarihine ışık tutuyor. Literatürde 'Saraycık Testisi' de denilen küpün, Türk dili ve sanatı açısından taşıdığı derin anlamları TRT Haber'de.

Kazakistan’ın batısında, bir zamanlar Altın Orda Devleti’nin görkemli şehirlerinden biri olan Saraycık, Türk Dünyası'nın ortak hafızasına ışık tutan eşsiz bir keşfe ev sahipliği yapıyor.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Karakulak, 1909 yılında gün yüzüne çıkarılan ve üzerinde Kutadgu Bilig’den alıntılar bulunan o meşhur küpün, Türk dili ve sanatı açısından taşıdığı derin anlamları TRT Haber’e anlattı.

Orta Çağ’ın kültürel düğüm noktası: Saraycık

Hazar Denizi’nin kuzeydoğusunda, Ural (Yayık) Nehri kıyısında yer alan Saraycık, Orta Çağ boyunca Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan büyük ticaret ve kültür yollarının en önemli düğüm noktalarından biriydi.

Deşt-i Kıpçak bozkır kuşağının batı ucunda konumlanan bu şehir, sadece siyasi bir merkez değil, İslam dünyası ile Türk bozkır toplulukları arasındaki temas ağlarının kavşak sahasıydı.

Batu Han tarafından kurulan büyük başkent Saray’ın bir uzantısı ve "küçük sarayı" olarak teşekkül eden Saraycık, zamanla zanaat üretiminin, şehirleşmenin ve yazılı kültürün bozkır coğrafyasına taşındığı seçkin bir merkez hâline geldi.

Ünlü gezgin İbn Battûta, 14. yüzyılda bizzat ziyaret ettiği bu şehri, köprülerle bağlanan ve ticari canlılığın yanı sıra derin bir entelektüel hayatın yaşandığı bir merkez olarak tasvir etti.

Toprak altından çıkan 24 parçalık sır

Doç. Dr. Mesut Karakulak, testinin bulunma hikâyesini şu sözlerle anlattı:

Küp, 1909 yılında Saraycık’ta yapılan arkeolojik kazılarda, toprak altından yaklaşık 6-7 metre derinlikten çıkarılmıştı. Arkeologlar, parçalanmış haldeki bu toprak testi parçalarını bir araya getirdiklerinde, üzerinde eski Türkçe yazılar olduğunu fark etmişlerdi.

Aslında bu buluntu, 13. veya 14. yüzyılda kullanılmış sıradan bir su testisiydi. Ancak onu paha biçilemez kılan, sıradan bir günlük kullanım eşyası üzerinde Türk-İslam dünyasının klasik bir eserinden alıntıların bulunmasıydı. Literatüre "Saraycık Testisi" olarak geçen bu eser, 24 parçanın titizlikle birleştirilmesiyle yeniden hayat buldu.

Testideki hikmet: Aklın güzelliği dil ile dilin güzelliği söz ile...

Küpün üzerindeki yazının, Karahanlı Türkçesiyle yazılmış iki beyitten oluştuğunu açıklayan Doç. Dr. Mesut Karakulak, "Bu dil, 11. yüzyılda Karahanlılar döneminde kullanılan edebi Türkçedir. Yazının içeriği ise öğüt verici nitelikte bir şiirdir." dedi.

Kutadgu Bilig Alıntısı: İlk beyit, Yusuf Has Hâcib’in 11. yüzyılda yazdığı ünlü eseri Kutadgu Bilig’den birebir alınmıştır. Dizelerde şu hikmetli sözler yer alıyor:

"Aklın güzelliği dil ile, dilin güzelliği söz ile; kişinin güzelliği yüz ile, yüzün güzelliği göz iledir."

"Bilgi uğruna insan canını bile feda eder"

Doç. Dr. Mesut Karakulak, ikinci beyitin de benzer değerde olduğunu ve tasavvufi içeriği nedeniyle Ahmed Yesevî’nin hikmetlerinden biri olabileceğinin düşünüldüğünü söyledi:

"İnsanın bir başka güzelliği ise bilgi ve sanattır, bilgi uğruna insan canını bile feda eder"

Küpün üzerindeki bu yazılar ilk kez 1910 yılında ünlü Türkolog A. Samoyloviç tarafından okunmuş ve yayımladı. Daha sonra ünlü Türk dili araştırmacısı Reşit Rahmeti Arat, bu dizelerin Kutadgu Bilig’deki bir atasözü olduğunu tescil etti.

Doç. Dr. Karakulak, Bu küpün keşfi ve okunmasının coğrafyaları aşan kültürel bir bütünlük olduğunun altını çizdi

Bu küpün keşfi ve okunması, Türk Dünyası'nın sanılandan çok daha güçlü bir iletişim ağına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. 11. yüzyılda Karahanlı sahasında doğan edebi mirasın, yüzyıllar sonra ve kilometrelerce ötede, Altın Orda topraklarında bir su testisine işlenecek kadar canlı kalması hayranlık uyandırıcı.
Doç. Dr. Mesut Karakulak / Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi

Bu mirasın sadece saraylarda değil, halkın günlük yaşamında da izlenebilmesinin çarpıcı bir nokta olduğuna işaret eden Karakulak, "Sıradan bir zanaatkârın, halkın kullandığı bir testiye bu edebi sözleri işlemesi, tasavvufî edebiyatın ve değerler dünyasının halka ne kadar mal olduğunun somut bir kanıtı." dedi.

"Bu küp bize Türk Dünyası'nın coğrafi mesafeleri aşan ortak değerlerini fısıldıyor"

Saraycık küpü, sadece edebiyat değil, sanat tarihi açısından da büyük bir etkileşim ağını aydınlatıyor.

Doç. Dr. Mesut Karakulak'ın aktardığına göre, Saraycık kazılarında bulunan seramiklerin işçilik ve süsleme teknikleri, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muharrem Çeken tarafından incelendi ve Konya’daki 13. yüzyıl Selçuklu çini geleneğiyle olan benzerlikleri deşifre edildi.

Karakulak, "Geçtiğimiz yıllarda Kazakistan’da düzenlenen sempozyumlarda da vurgulandığı üzere, Orta Çağ Anadolu’su ile Kazakistan coğrafyası arasında ustalar, motifler ve teknikler düzeyinde yoğun bir alışveriş söz konusudur. Selçuklu çinicilik geleneğinin bu bölgeleri beslediği arkeolojik kalıntılarla ispatlanmıştır." dedi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kureselakdeniz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.