Hukuk mu, Güç mü?
Hukuk mu, Güç mü?
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı'nın yazısı...
Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı'nın yazısı...
Cenevre Masası Kuruluyken İran’a Atılan Bombaların Anlamı
Uluslararası sistem ve BM hukuku bir cümle üzerine kuruludur:
Devletler birbirlerine keyfi biçimde saldırmaz.
Bu cümle romantik bir temenni değildir. Hukuki bir normdur. Dayanağı, BM Şartı’dır. Şart’ın 2/4 maddesi açık, nettir ve yoruma kapalıdır:
Devletler başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanamaz.
Bu hüküm, modern uluslararası düzenin omurgasıdır.
Bu hüküm çökerse, düzen çöker.
*Soru şudur:
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik askerî saldırısı bu hükümle bağdaşmakta mıdır?
Cevap, hukuki kriterlerle verildiğinde nettir. Kesinlikle bağdaşmaz, hukuksuzdur,
İstisnalar Sınırlıdır – Keyfî Değildir
Kuvvet kullanma yasağının yalnızca iki istisnası vardır:
1. BM Güvenlik Koseyiniin açık yetkilendirmesi
3. BM Şart’ınIN 51. maddesi kapsamında meşru müdafaa
Bunun dışında üçüncü bir kapı yoktur.
“Tehdit algısı” diye bir kapı yoktur.
“Stratejik zorunluluk” diye bir kapı yoktur.
“Gelecekte risk olabilir” diye bir kapı hiç yoktur.
BM Şartı’nın 51. Maddesi: Ne Der, Ne Demez?
51. madde, bir devlet silahlı saldırıya uğradığında meşru müdafaa hakkını tanır.
Burada üç temel şart vardır:
• Gerçek ve fiilî bir silahlı saldırı
• Zorunluluk (başka çare kalmaması)
• Orantılılık
Hukuk, ihtimale değil gerçekleşmiş fiile bakar.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in ileri sürdüğü tezler şunlardır:
• İran varoluşsal tehdittir.
• İran nükleer kapasiteye yaklaşmaktadır.
• İran vekil güçler aracılığıyla dolaylı tehdit üretmektedir.
• Önleyici vuruş zorunludur.
Bunların tamamı güvenlik söylemidir. Hukuki kategori değildir.
“Varoluşsal tehdit” uluslararası hukukta tanımlı bir kavram değildir.
“Nükleer kapasite geliştirme ihtimali” silahlı saldırı değildir.
“İleride tehlikeli olabilir” meşru müdafaa doğurmaz.
Eğer 51. madde bu kadar geniş yorumlanırsa, her devlet kendi tehdit algısına dayanarak savaş başlatabilir. Bu da 2/4 maddesini fiilen ortadan kaldırır.
Uluslararası hukuk böyle işlemez.
Cenevre’de Müzakere Masası Kuruluyken
Durumu daha ağırlaştıran bir gerçek vardır:
İran ile diplomatik müzakereler Cenevre’de devam ederken askerî saldırı başlatılmıştır.
Bu ne demektir?
Bu, 51. maddedeki “zorunluluk” şartının çöktüğü anlamına gelir.
Meşru müdafaa son çaredir.
Müzakere kanalları açıkken, herhangi bir şekilde İran’ıın ABD ‘ye saldırısı da söz konusu değilken, askeri seçeneğe başvurmak, “başka hiçbir yol kalmamıştı” iddiasını hukuken imkânsız hale getirir.
Diplomasi devam ederken bomba kullanmak, zorunluluk testini geçmez.
Bu yalnızca kuvvet kullanma yasağının değil; uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olan iyi niyet ilkesinin de ihlalidir.
Müzakere ederken vurmak, hukuken savunulamaz.
Diplomatik Rejim ve Viyana Boyutu
Müzakere masasını, müzakereleri yürütenleri ve devletim liderini hedef almak da ayrıca 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’nin de ihlalidir.
Okullar ve Hastaneler: Savaşın Dahi Dokunamayacağı Alanlar
Bir an için silahlı çatışma olduğunu varsayalım.
Bu durumda devreye giren çerçeve Cenevre Sözleşmeleri’dir.
Cenevre hukukunun temel ilkeleri şunlardır:
• Ayrım ilkesi
• Orantılılık
• Askerî gereklilik
Okullar ve hastaneler özel koruma altındadır.
Eğer askerî hedef statüsü taşımayan okul ve hastaneler bombalanmış, yüzlerce öğrenci hayatını kaybetmiş, siviller ölmüşse; bu artık “güvenlik operasyonu” değil, ağır insancıl hukuk ihlali riskidir.
Sivil hedefleri vurmak:
• Ayrım ilkesini ihlal eder.
• Orantılılık ilkesini ihlal eder.
• Uluslararası sorumluluk doğurur.
Savaşın bile kuralları vardır.
Bu kurallar çiğnenirse, hukuk değil güç konuşur.
Önleyici Vuruş Tezi: Hukuku Aşındıran Genişleme
İsrail’in öne sürdüğü “önleyici vuruş” söylemi kulağa stratejik gelebilir. Ancak hukuki değildir.
Uluslararası hukuk, önleyici savaşı kabul etmez.
Çünkü bu kapı açıldığında herkes kendi tehdidini üretir.
Bugün İran için kullanılan gerekçe, yarın başka bir devlet için kullanılır.
Eğer tehdit algısı savaş gerekçesi haline gelirse, artık BM Şaru’nın 2/4 maddesi kağıt üzerinde kalır.
Bu yalnızca İran meselesi değildir.
Bu, uluslararası düzenin geleceği meselesidir.
Sonuç olarak, şayet:
• Güvenlik Konseyi kararı yoksa,(ki yok)
• İran’dan doğrudan ve devam eden silahlı saldırı yoksa, (ki yok)
• Cenevre’de müzakereler sürerken saldırı başlatılmışsa, (ki öyle)
• Okullar ve hastaneler askeri hedef değilken vurulmuşsa, (ki vuruldu)
bu saldırı hukuksuzdur.
Bunların hiç biri yoktur ve bu saldırılar kesinlikle hukuksuz olduğu gibi, uluslararası hukukun ve BM düzeninin çöpe atılmasıdır.
Bu ifade bir siyasi tercih değil; hukuki muhakemenin sonucudur.
Uluslararası hukuk güçlülerin konjonktürel yorumlarına göre genişletilip daraltılamaz,
Müzakere masası açıkken bomba düşüyorsa,
sivil tesisler hedef alınıyorsa,
önleyici vuruş gibi hukuksuz kavramlarla bir devlete savaş açılıyorsa, ve saldırı meşrulaştırılmaya çalışılıyorsa,
orada hukuk yok demektir.
Hukuk yok ise geriye yalnızca güç kalır.
Güç ise düzen üretmez; kırılganlık üretir.
Bugün İran’a yapılanın hukuki meşruiyeti olmadığını açıkça söylemek gerekir.
Çünkü hukuk susarsa, güç konuşur.
Ve güç konuştuğunda, herkese bir gün sıra gelir.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.