ABD’nin NATO'dan ayrılması İngiltere-Rusya ilişkilerini nasıl etkiler?

Genel 15.04.2026 - 22:56, Güncelleme: 15.04.2026 - 22:56
 

ABD’nin NATO'dan ayrılması İngiltere-Rusya ilişkilerini nasıl etkiler?

Ömür Çelikdönmez yazdı;

ABD’nin NATO'dan ayrılması İngiltere-Rusya ilişkilerini nasıl etkiler? Trump, NATO yükünden kurtulmayı bir “stratejik hafifleme” görüyor. Ona göre ABD, II. Dünya Savaşı sonrasında, Soğuk Savaş şartlarında Sovyetler Birliği tehdidine karşı Avrupa’nın güvenliğini üstlenirken, bu rol zamanla ağır bir mali ve askerî yüke dönüştü. Avrupa’da kurulan üsler, sürdürülen askerî varlık ve savunma harcamaları, Washington açısından artık sorgulanan bir maliyet kalemi oluşturdu. Ayrıca, Sovyetler Birliği tehdidinin ortadan kalkmasının ardından Avrupa ülkeleri, ABD’nin kendi topraklarındaki askerî varlığını giderek daha fazla “güvenlik” değil, “sürekli bir nüfuz ve baskı unsuru” olarak değerlendirmeye başladı. Bu çerçevede Washington’un askerî hâkimiyeti sorgulanırken, ABD’nin küresel egemenlik hedefleri doğrultusunda yürüttüğü operasyonlara verilen destek de zayıfladı. Nitekim Venezuela ve Hürmüz Boğazı gibi kriz alanlarında Avrupa’nın tutumu daha temkinli, mesafeli ve çoğu zaman belirsiz kaldı; açık bir destekten ziyade diplomatik denge arayışı öne çıktı. Bu durum, transatlantik ilişkilerde örtülü bir görüş ayrılığının giderek belirginleştiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede Donald Trump’ın ABD’nin NATO’dan ayrılabileceğine yönelik çıkışları, yalnızca bir iç politika söylemi değil; aynı zamanda küresel güç dengelerini etkileyebilecek stratejik bir mesaj niteliği taşıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın gölgesinde bu ihtimal, Avrupa başkentlerinde ciddi bir güvenlik endişesine yol açmış durumda. Zira ABD’nin güvenlik şemsiyesi olmadan Avrupa’nın savunma kapasitesinin ne ölçüde yeterli olacağı sorusu hâlâ net bir cevap bulmuş değil. Bu nedenle Trump’ın NATO çıkışı, yalnızca Washington’un bütçe hesabı değil; Avrupa için de jeopolitik bir kırılma ihtimalini barındırıyor. Trump eğer NATO kamburundan kurtulursa, ABD büyük ölçüde ekonomik açıdan rahatlama yaşayacak. II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği tehdidine karşı Avrupa'nın güvenliğini sağlama çerçevesinde kurduğu üsler, askeri harcamalar ABD için yüktü. Trump'ın ABD'nin NATO’dan ayrılabileceğini söylemesi, Ukrayna-Rusya savaşını yaşayan Avrupa'nın korkulu rüyası oldu. ABD NATO'dan ayrılırsa ne olur? Dünyanın sonu olmaz. Lakin kıta Avrupası’nın kaymağını yiyen İngiltere'nin etekleri tutuşur.  Neden mi? Çünkü Londra, ABDnin Avrupa'daki askeri varlığını kendi güvenliği açısından fırsata dönüştürmüştü. Ne Berlin ne Paris ne de Roma; Londra'nın emperyal çıkarlarını gölgeleyen hiçbir işe kalkışmadılar. ABD’nin NATO’dan ayrılması, II. Dünya Savaşı sonrası kurulmuş Avrupa savunma hattının, sarsılması anlamına gelir. Böyle bir senaryo, Avrupa başkentlerinde sadece “endişe” değil, aynı zamanda “zorunlu dönüşüm” refleksini tetikler. Ancak tek tip tepkiler olmaz; ülkelerin coğrafi konumu, Rusya  ve ABD algısı ve askeri kapasitesine göre farklılaşır. İlk aşamada ortaya çıkacak tablo şok, belirsizlik ve ciddi bir güvenlik açığıdır. ABD, NATO’nun askerî gücünün yaklaşık yüzde 70’ini oluşturduğu için Washington’un çekilmesi; nükleer caydırıcılığın büyük ölçüde ortadan kalkması, Avrupa hava savunmasının zayıflaması ve istihbarat ile lojistik ağların ciddi şekilde sarsılması anlamına gelir. Bu nedenle ilk refleks, Brüksel, Berlin ve Paris hattında acil zirveler düzenlenmesi, piyasalarda dalgalanma yaşanması ve özellikle Doğu Avrupa’da panik düzeyinde güvenlik endişesinin ortaya çıkması olur. Polonya ve Baltık ülkeleri açısından bu durum doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak algılanır. Doğu Avrupa'nın Rusya korkusunu Londra nasıl kullanır? Doğu Avrupa ülkeleri, ABD’siz bir NATO’nun anlamını büyük ölçüde yitireceğini düşünür. Polonya, Estonya, Letonya ve Litvanya gibi ülkeler, ABD’nin yokluğunu doğrudan Rusya tehdidinin artması olarak okur ve Moskova’nın daha agresif davranabileceği kanaatine varır. Kendi savunma kapasitelerinin sınırlı olması nedeniyle bu ülkeler, ABD’yi yeniden angaje etmek için NATO dışı ikili savunma anlaşmalarına yönelir, askerî harcamalarını artırır ve Birleşik Krallık ile daha yakın güvenlik ilişkileri kurmaya çalışır. Batı Avrupa, ABD yokluğunu fırsat görür!.. Batı Avrupa cephesinde ise tablo daha farklıdır. Fransa ve Almanya başta olmak üzere birçok ülke bu gelişmeyi hem kriz hem de fırsat olarak görür.  Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un uzun süredir savunduğu Avrupa ordusu fikri bu süreçte ivme kazanır. Avrupa Birliği merkezli ortak bir savunma gücü oluşturma çabaları hızlanırken, savunma sanayinde bağımsızlaşma ve nükleer caydırıcılıkta Fransa’nın rolünün artması gündeme gelir. Ancak Avrupa’nın kısa vadede ABD’nin yerini doldurabilecek kapasiteye sahip olmaması ve siyasi birlik eksikliği bu sürecin önündeki en büyük engeller olarak öne çıkar. İngiltere Batı Avrupa'yı dışlar, Doğu Avrupa'ya yönelir!.. Birleşik Krallık, ABD’siz bir NATO senaryosunda yalnızca askerî değil, aynı zamanda enerji jeopolitiği eksenli yeni bir güvenlik konseptine yönelir. Londra için güvenlik artık sadece sınırların korunması değil; enerji arzının sürekliliği, deniz yollarının kontrolü ve kritik altyapının korunması anlamına gelir. Bu nedenle İngiltere, Batı Avrupa’nın daha bürokratik ve yavaş hareket eden savunma yaklaşımından bilinçli şekilde uzaklaşarak, daha esnek ve operasyonel bir hat üzerinden Doğu Avrupa’ya yönelir. Bu stratejinin temelinde, Kuzey Denizi’nden Baltık hattına uzanan enerji koridorlarının güvenliği yer alır. İngiltere, Norveç gazı, LNG terminalleri ve deniz altı enerji hatlarının korunmasını hayati bir mesele olarak görür. Özellikle Baltık Denizi, yalnızca Rusya’nın değil, aynı zamanda Avrupa’nın enerji damarlarının geçtiği kritik bir jeopolitik sahadır. Bu nedenle Londra, Polonya ve Baltık ülkeleriyle geliştireceği askerî iş birliklerini, enerji altyapısının korunmasıyla doğrudan ilişkilendirir. İngiltere’nin güvenlik konsepti bu noktada üç ayak üzerine oturur: deniz hâkimiyeti, enerji güvenliği ve hızlı müdahale kapasitesi. Kraliyet Donanması’nın (Royal Navy) güçlendirilmesi, deniz aşırı üslerin aktif tutulması ve kritik boğazlar ile deniz yollarında görünürlük sağlanması bu stratejinin temel unsurlarıdır. Çünkü Londra’ya göre geleceğin çatışmaları, kara savaşlarından ziyade enerji hatları, kablo sistemleri ve deniz ticaret yolları üzerinde şekillenecektir. Doğu Avrupa ile kurulan yeni güvenlik hattı da bu bağlamda yalnızca Rusya’yı dengelemeye değil, aynı zamanda Avrupa’nın doğu kanadındaki enerji geçiş noktalarını kontrol altında tutmaya yöneliktir. Polonya’nın LNG terminalleri, Baltık ülkelerinin enerji bağımsızlığı çabaları ve Karadeniz hattındaki gelişmeler, İngiltere’nin bu bölgeye neden özel önem verdiğini açıkça ortaya koyar. Londra, Batı Avrupa’nın “stratejik özerklik” arayışını mesafeli karşılayarak, onun yerine ABD ile entegre, enerji güvenliği odaklı ve Doğu Avrupa’ya yaslanan yeni bir güvenlik kuşağı inşa etmeye çalışır. Bu yaklaşım, klasik ittifak anlayışının ötesine geçerek, enerji hatlarını ve deniz yollarını merkeze alan daha dinamik ve sert bir jeopolitik vizyonu temsil eder. Moskova-Londra rekabeti… İngiltere'nin Doğu Avrupa ülkelerini yeni bir güvenlik paktında buluşturması mümkün ama bunu NATO büyüklüğünde ve etkisinde bir askeri yapıya dönüştürmesi zaman alacaktır. Bu süreçte Rusya'nın Baltık Denizi limanlarındaki ticari filosu ve askeri donanması ile İngiliz donanmasının çatışma riski her geçen gün artacaktır. Nitekim geçtiğimiz günlerde İngiltere Genelkurmay Başkanının, İngiliz ordusunun Rusya’nın “gölge filosu” (yaptırımları delmek için kullanılan kayıt dışı gemiler) üzerindeki baskısını artırdığını ilan etmesi, bu yeni kriz bölgesinin ve çatışmanın habercisidir. Rusya, Trump'ın NATO’dan çekilme kararını dört gözle bekliyor!.. İngiltere’nin hamleleri henüz fiziksel bir müdahaleye dönüşmese de “el koyma” tehdidinin çoktan Rusya'yı harekete geçirdiği söylenebilir. Ancak Rusya şimdilik beklemeyi tercih etmektedir. Rusya neyi beklemektedir? Rusya ne İsa Mesih’in yeryüzüne inmesini ne de aslında gelmeyecek olan veya ne zaman geleceği hiç belli olmayan bir şeyi, bir kişiyi ya da bir durumu sonu gelmez bir sabırla beklemeyi simgeleyen Godot'yu beklemektedir. Kısaca açıklayalım. Donald Trump'ın NATO'dan çekilme veya ittifakın savunma garantilerini zayıflatma yönündeki hamleleri, Rusya için stratejik bir kazanım ve Batı merkezli güvenlik düzenini sarsma fırsatı olarak görülmektedir. Bu durumun Moskova açısından en kritik sonucu, ABD'nin koruma kalkanının kalkmasıyla birlikte NATO'nun caydırıcılığının fiilen çökmesi ve Rusya'nın Doğu Avrupa ile Baltıklar üzerinde jeopolitik baskı kurabileceği korumasız bir alanın oluşmasıdır. Trump'ın Avrupalı müttefiklere yönelik sert eleştirileri Transatlantik ilişkilerde derin çatlaklar yaratırken, Rusya bu bölünmeyi Batı birliğini dağıtmak ve Avrupa ülkeleriyle kolektif bir blok yerine ikili düzeyde, kendi şartlarını dikte edebileceği müzakereler yürütmek için kullanmaktadır. Özellikle Ukrayna bağlamında ABD desteğinin çekilmesi, Kiev'in NATO üyeliğinin kalıcı olarak engellenmesi ve Rusya'nın bölgedeki askeri kazanımlarını tescil ettirmesi anlamına gelmektedir. Nihayetinde Moskova bu süreci, Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın da çeşitli vesilelerle vurguladığı üzere, Amerikan hegemonyasının sonu ve Rusya'nın etki alanlarını yeniden tanımlayabileceği çok kutuplu bir dünya düzenine geçişin anahtarı olarak değerlendirmektedir. Trump, İngiltere burnunu sürtsün istiyor!.. Bam teline gelince… NATO üyesi olmayan ABD’nin, İngiltere-Rusya arasında patlak verebilecek savaşta, Londra bankerlerinin çıkarlarını korumak için kılını kıpırdatmayacağına, inanın bahse giren çok olur. ABD devlet omurgası, çoktandır uzun bacaklı sarı çıyanlarn sığır çobanlarını hor kullanmasından rahatsız. Trump sadece kibirli Avrupalıların değil mağrur İngilizlerin de burnunun sürtülmesini istiyor. Çünkü dünyada tek kral kendisini görüyor. Adam kendisini “İsa Mesih”le eşit zannediyor. Papa’yı bile takmıyor. O nedenle, İngiltere'nin kendisi gibi yaşlı kralının “en büyük Londra” demesinden rahatsız. . Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com омюр челикдёнмез, Дикгазете Seçilmiş Kaynakça https://www.theguardian.com/us-news/2026/apr/01/trump-news-at-a-glance-nato https://carnegieendowment.org/research/2026/03/russia-ukraine-postwar-divided-european-security https://www.dikgazete.com/yazi/ingiltere-rusya-kapismasi-yakindir-8970.html https://bianet.org/haber/nato-avrupa-trump-la-dovusmeden-ona-sinirlari-gosterme-cabasinda-318257 https://www.insamer.com/tr/abdnin-venezuela-hamlesi-abluka-ve-rejim-degisikligi-arayisi.html https://www.gov.uk/government/publications/powering-up-britain/powering-up-britain-energy-security-plan https://www.ukrinform.ua/rubric-polytics/3406171-ukraina-britania-ta-polsa-zapocatkuvali-tristoronnij-alans.html https://www.telegraph.co.uk/news/2026/04/11/there-is-a-way-to-seize-putins-illegal-tankers-but-the-roya/ https://londonlovesbusiness.com/this-abysmal-government-will-not-seize-russian-tankers-over-pathetic-legal-fears/ https://www.indyturk.com/node/768533/türkiyeden-sesler/abd-venezuela-geriliminin-yeni-hatları-enerji-güvenlik-ve-bögesel https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdnin-karayipler-yiginagi-sonrasi-venezuelanin-askeri-gucu-tartisma-konusu-oldu/3748846
Ömür Çelikdönmez yazdı;

ABD’nin NATO'dan ayrılması İngiltere-Rusya ilişkilerini nasıl etkiler?

Trump, NATO yükünden kurtulmayı bir “stratejik hafifleme” görüyor. Ona göre ABD, II. Dünya Savaşı sonrasında, Soğuk Savaş şartlarında Sovyetler Birliği tehdidine karşı Avrupa’nın güvenliğini üstlenirken, bu rol zamanla ağır bir mali ve askerî yüke dönüştü. Avrupa’da kurulan üsler, sürdürülen askerî varlık ve savunma harcamaları, Washington açısından artık sorgulanan bir maliyet kalemi oluşturdu.

Ayrıca, Sovyetler Birliği tehdidinin ortadan kalkmasının ardından Avrupa ülkeleri, ABD’nin kendi topraklarındaki askerî varlığını giderek daha fazla “güvenlik” değil, “sürekli bir nüfuz ve baskı unsuru” olarak değerlendirmeye başladı. Bu çerçevede Washington’un askerî hâkimiyeti sorgulanırken, ABD’nin küresel egemenlik hedefleri doğrultusunda yürüttüğü operasyonlara verilen destek de zayıfladı.

Nitekim Venezuela ve Hürmüz Boğazı gibi kriz alanlarında Avrupa’nın tutumu daha temkinli, mesafeli ve çoğu zaman belirsiz kaldı; açık bir destekten ziyade diplomatik denge arayışı öne çıktı. Bu durum, transatlantik ilişkilerde örtülü bir görüş ayrılığının giderek belirginleştiğini ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede Donald Trump’ın ABD’nin NATO’dan ayrılabileceğine yönelik çıkışları, yalnızca bir iç politika söylemi değil; aynı zamanda küresel güç dengelerini etkileyebilecek stratejik bir mesaj niteliği taşıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı’nın gölgesinde bu ihtimal, Avrupa başkentlerinde ciddi bir güvenlik endişesine yol açmış durumda.

Zira ABD’nin güvenlik şemsiyesi olmadan Avrupa’nın savunma kapasitesinin ne ölçüde yeterli olacağı sorusu hâlâ net bir cevap bulmuş değil. Bu nedenle Trump’ın NATO çıkışı, yalnızca Washington’un bütçe hesabı değil; Avrupa için de jeopolitik bir kırılma ihtimalini barındırıyor.

Trump eğer NATO kamburundan kurtulursa, ABD büyük ölçüde ekonomik açıdan rahatlama yaşayacak. II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği tehdidine karşı Avrupa'nın güvenliğini sağlama çerçevesinde kurduğu üsler, askeri harcamalar ABD için yüktü. Trump'ın ABD'nin NATO’dan ayrılabileceğini söylemesi, Ukrayna-Rusya savaşını yaşayan Avrupa'nın korkulu rüyası oldu.

ABD NATO'dan ayrılırsa ne olur?

Dünyanın sonu olmaz. Lakin kıta Avrupası’nın kaymağını yiyen İngiltere'nin etekleri tutuşur.  Neden mi? Çünkü Londra, ABDnin Avrupa'daki askeri varlığını kendi güvenliği açısından fırsata dönüştürmüştü. Ne Berlin ne Paris ne de Roma; Londra'nın emperyal çıkarlarını gölgeleyen hiçbir işe kalkışmadılar.

ABD’nin NATO’dan ayrılması, II. Dünya Savaşı sonrası kurulmuş Avrupa savunma hattının, sarsılması anlamına gelir. Böyle bir senaryo, Avrupa başkentlerinde sadece “endişe” değil, aynı zamanda “zorunlu dönüşüm” refleksini tetikler. Ancak tek tip tepkiler olmaz; ülkelerin coğrafi konumu, Rusya  ve ABD algısı ve askeri kapasitesine göre farklılaşır.

İlk aşamada ortaya çıkacak tablo şok, belirsizlik ve ciddi bir güvenlik açığıdır. ABD, NATO’nun askerî gücünün yaklaşık yüzde 70’ini oluşturduğu için Washington’un çekilmesi; nükleer caydırıcılığın büyük ölçüde ortadan kalkması, Avrupa hava savunmasının zayıflaması ve istihbarat ile lojistik ağların ciddi şekilde sarsılması anlamına gelir.

Bu nedenle ilk refleks, Brüksel, Berlin ve Paris hattında acil zirveler düzenlenmesi, piyasalarda dalgalanma yaşanması ve özellikle Doğu Avrupa’da panik düzeyinde güvenlik endişesinin ortaya çıkması olur. Polonya ve Baltık ülkeleri açısından bu durum doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak algılanır.

Doğu Avrupa'nın Rusya korkusunu Londra nasıl kullanır?

Doğu Avrupa ülkeleri, ABD’siz bir NATO’nun anlamını büyük ölçüde yitireceğini düşünür. Polonya, Estonya, Letonya ve Litvanya gibi ülkeler, ABD’nin yokluğunu doğrudan Rusya tehdidinin artması olarak okur ve Moskova’nın daha agresif davranabileceği kanaatine varır.

Kendi savunma kapasitelerinin sınırlı olması nedeniyle bu ülkeler, ABD’yi yeniden angaje etmek için NATO dışı ikili savunma anlaşmalarına yönelir, askerî harcamalarını artırır ve Birleşik Krallık ile daha yakın güvenlik ilişkileri kurmaya çalışır.

Batı Avrupa, ABD yokluğunu fırsat görür!..

Batı Avrupa cephesinde ise tablo daha farklıdır. Fransa ve Almanya başta olmak üzere birçok ülke bu gelişmeyi hem kriz hem de fırsat olarak görür.  Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un uzun süredir savunduğu Avrupa ordusu fikri bu süreçte ivme kazanır.

Avrupa Birliği merkezli ortak bir savunma gücü oluşturma çabaları hızlanırken, savunma sanayinde bağımsızlaşma ve nükleer caydırıcılıkta Fransa’nın rolünün artması gündeme gelir. Ancak Avrupa’nın kısa vadede ABD’nin yerini doldurabilecek kapasiteye sahip olmaması ve siyasi birlik eksikliği bu sürecin önündeki en büyük engeller olarak öne çıkar.

İngiltere Batı Avrupa'yı dışlar, Doğu Avrupa'ya yönelir!..

Birleşik Krallık, ABD’siz bir NATO senaryosunda yalnızca askerî değil, aynı zamanda enerji jeopolitiği eksenli yeni bir güvenlik konseptine yönelir. Londra için güvenlik artık sadece sınırların korunması değil; enerji arzının sürekliliği, deniz yollarının kontrolü ve kritik altyapının korunması anlamına gelir.

Bu nedenle İngiltere, Batı Avrupa’nın daha bürokratik ve yavaş hareket eden savunma yaklaşımından bilinçli şekilde uzaklaşarak, daha esnek ve operasyonel bir hat üzerinden Doğu Avrupa’ya yönelir.

Bu stratejinin temelinde, Kuzey Denizi’nden Baltık hattına uzanan enerji koridorlarının güvenliği yer alır. İngiltere, Norveç gazı, LNG terminalleri ve deniz altı enerji hatlarının korunmasını hayati bir mesele olarak görür.

Özellikle Baltık Denizi, yalnızca Rusya’nın değil, aynı zamanda Avrupa’nın enerji damarlarının geçtiği kritik bir jeopolitik sahadır. Bu nedenle Londra, Polonya ve Baltık ülkeleriyle geliştireceği askerî iş birliklerini, enerji altyapısının korunmasıyla doğrudan ilişkilendirir.

İngiltere’nin güvenlik konsepti bu noktada üç ayak üzerine oturur: deniz hâkimiyeti, enerji güvenliği ve hızlı müdahale kapasitesi. Kraliyet Donanması’nın (Royal Navy) güçlendirilmesi, deniz aşırı üslerin aktif tutulması ve kritik boğazlar ile deniz yollarında görünürlük sağlanması bu stratejinin temel unsurlarıdır. Çünkü Londra’ya göre geleceğin çatışmaları, kara savaşlarından ziyade enerji hatları, kablo sistemleri ve deniz ticaret yolları üzerinde şekillenecektir.

Doğu Avrupa ile kurulan yeni güvenlik hattı da bu bağlamda yalnızca Rusya’yı dengelemeye değil, aynı zamanda Avrupa’nın doğu kanadındaki enerji geçiş noktalarını kontrol altında tutmaya yöneliktir. Polonya’nın LNG terminalleri, Baltık ülkelerinin enerji bağımsızlığı çabaları ve Karadeniz hattındaki gelişmeler, İngiltere’nin bu bölgeye neden özel önem verdiğini açıkça ortaya koyar.

Londra, Batı Avrupa’nın “stratejik özerklik” arayışını mesafeli karşılayarak, onun yerine ABD ile entegre, enerji güvenliği odaklı ve Doğu Avrupa’ya yaslanan yeni bir güvenlik kuşağı inşa etmeye çalışır. Bu yaklaşım, klasik ittifak anlayışının ötesine geçerek, enerji hatlarını ve deniz yollarını merkeze alan daha dinamik ve sert bir jeopolitik vizyonu temsil eder.

Moskova-Londra rekabeti…

İngiltere'nin Doğu Avrupa ülkelerini yeni bir güvenlik paktında buluşturması mümkün ama bunu NATO büyüklüğünde ve etkisinde bir askeri yapıya dönüştürmesi zaman alacaktır. Bu süreçte Rusya'nın Baltık Denizi limanlarındaki ticari filosu ve askeri donanması ile İngiliz donanmasının çatışma riski her geçen gün artacaktır.

Nitekim geçtiğimiz günlerde İngiltere Genelkurmay Başkanının, İngiliz ordusunun Rusya’nın “gölge filosu” (yaptırımları delmek için kullanılan kayıt dışı gemiler) üzerindeki baskısını artırdığını ilan etmesi, bu yeni kriz bölgesinin ve çatışmanın habercisidir.

Rusya, Trump'ın NATO’dan çekilme kararını dört gözle bekliyor!..

İngiltere’nin hamleleri henüz fiziksel bir müdahaleye dönüşmese de “el koyma” tehdidinin çoktan Rusya'yı harekete geçirdiği söylenebilir. Ancak Rusya şimdilik beklemeyi tercih etmektedir. Rusya neyi beklemektedir? Rusya ne İsa Mesih’in yeryüzüne inmesini ne de aslında gelmeyecek olan veya ne zaman geleceği hiç belli olmayan bir şeyi, bir kişiyi ya da bir durumu sonu gelmez bir sabırla beklemeyi simgeleyen Godot'yu beklemektedir. Kısaca açıklayalım.

Donald Trump'ın NATO'dan çekilme veya ittifakın savunma garantilerini zayıflatma yönündeki hamleleri, Rusya için stratejik bir kazanım ve Batı merkezli güvenlik düzenini sarsma fırsatı olarak görülmektedir. Bu durumun Moskova açısından en kritik sonucu, ABD'nin koruma kalkanının kalkmasıyla birlikte NATO'nun caydırıcılığının fiilen çökmesi ve Rusya'nın Doğu Avrupa ile Baltıklar üzerinde jeopolitik baskı kurabileceği korumasız bir alanın oluşmasıdır.

Trump'ın Avrupalı müttefiklere yönelik sert eleştirileri Transatlantik ilişkilerde derin çatlaklar yaratırken, Rusya bu bölünmeyi Batı birliğini dağıtmak ve Avrupa ülkeleriyle kolektif bir blok yerine ikili düzeyde, kendi şartlarını dikte edebileceği müzakereler yürütmek için kullanmaktadır. Özellikle Ukrayna bağlamında ABD desteğinin çekilmesi, Kiev'in NATO üyeliğinin kalıcı olarak engellenmesi ve Rusya'nın bölgedeki askeri kazanımlarını tescil ettirmesi anlamına gelmektedir.

Nihayetinde Moskova bu süreci, Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın da çeşitli vesilelerle vurguladığı üzere, Amerikan hegemonyasının sonu ve Rusya'nın etki alanlarını yeniden tanımlayabileceği çok kutuplu bir dünya düzenine geçişin anahtarı olarak değerlendirmektedir.

Trump, İngiltere burnunu sürtsün istiyor!..

Bam teline gelince… NATO üyesi olmayan ABD’nin, İngiltere-Rusya arasında patlak verebilecek savaşta, Londra bankerlerinin çıkarlarını korumak için kılını kıpırdatmayacağına, inanın bahse giren çok olur. ABD devlet omurgası, çoktandır uzun bacaklı sarı çıyanlarn sığır çobanlarını hor kullanmasından rahatsız.

Trump sadece kibirli Avrupalıların değil mağrur İngilizlerin de burnunun sürtülmesini istiyor. Çünkü dünyada tek kral kendisini görüyor. Adam kendisini “İsa Mesih”le eşit zannediyor. Papa’yı bile takmıyor. O nedenle, İngiltere'nin kendisi gibi yaşlı kralının “en büyük Londra” demesinden rahatsız.

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

омюр челикдёнмез, Дикгазете

Seçilmiş Kaynakça

https://www.theguardian.com/us-news/2026/apr/01/trump-news-at-a-glance-nato

https://carnegieendowment.org/research/2026/03/russia-ukraine-postwar-divided-european-security

https://www.dikgazete.com/yazi/ingiltere-rusya-kapismasi-yakindir-8970.html

https://bianet.org/haber/nato-avrupa-trump-la-dovusmeden-ona-sinirlari-gosterme-cabasinda-318257

https://www.insamer.com/tr/abdnin-venezuela-hamlesi-abluka-ve-rejim-degisikligi-arayisi.html

https://www.gov.uk/government/publications/powering-up-britain/powering-up-britain-energy-security-plan

https://www.ukrinform.ua/rubric-polytics/3406171-ukraina-britania-ta-polsa-zapocatkuvali-tristoronnij-alans.html

https://www.telegraph.co.uk/news/2026/04/11/there-is-a-way-to-seize-putins-illegal-tankers-but-the-roya/

https://londonlovesbusiness.com/this-abysmal-government-will-not-seize-russian-tankers-over-pathetic-legal-fears/

https://www.indyturk.com/node/768533/türkiyeden-sesler/abd-venezuela-geriliminin-yeni-hatları-enerji-güvenlik-ve-bögesel

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdnin-karayipler-yiginagi-sonrasi-venezuelanin-askeri-gucu-tartisma-konusu-oldu/3748846

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve kureselakdeniz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.